Love Peace and Harmony

۞ ∞ United For Evolution ∞ ۞

Kitap Analizi ve Özeti -II- David Icke - İnsanoğlu Ayağa Kalk

İngiliz kökenli yazar David Icke olaganüstü bir araştırmacıdır.  Araştırmalarının ve tespitlerinin öncelikli amacı ; etrafında ve dünyada hakiki anlamda neler olduğunun farkında olmayan dünya insanlığının uykusundan uyanmasına hizmet etmektir.

 

David Icke,  günümüzde hakikati dile getirme ve paylaşma cesaretine sahip , nadir insanlardandır.

 

Yazar, araştırmalarını 10 dan fazla kitapta biraraya getirmiştir. İnsanoğlu Ayağa Kalk kitabı

Türkçeye çevrilmiş ilk kitabıdır.

 

Bu kitap alışmış olduğunuz gerçekliğinizi derinen sorgulatma niteliği taşımaktadır.

 

Zihin ve ego ; kendi gibi olmayanları yargılama ve ayrıştırma, ötekileştirme alışkanlığı geliştirmiştir. Bu, zihnin ve egonun öz mekanizmasıdır. Her birey kendi zihin ve algı çerçevesine ve hayatı idrak seviyesinin derinliğine göre bir konfor alanı yaratmıştır. Konfor alanı bir güvenlik duvarıdır. Bu alan ,varlığın kendini koruması için değil , egonun kendini muhafaza edebilmesi ve besleyebilmesi için yaratılmıştır. Günümüz dünyasında kendisini egosu zanneden , egosunu varlığı ile karıştırmış bireyler için bu konfor alanını koruyabilmek en önemli amaç ve meşgale haline gelmiştir. Çoğu insan, ona içinde bulunduğu bu konfor alanını aynalayacak bir birey ya da bilgi ile karşılaştığında alışkın olduğu edimi ; yargılama ve şiddetle reddetme eğilimini gösterir. Konfor alanlarının ötesine geçme cesaretine sahip nadir insanlar ise ;  bir kişi, bir olay ya da bir bilgi aracılığı ile içinde bulunduğu konfor alanın farkındalığına varabilirse ;  varlığı ego-zihin hapisanesine kıstırmış olan bu konfor alanının zincirleri parçalanmaya başlar . Varlık önce aile , sonra toplum tarafından da onaylanan bu ''konfor alanı sahte kişilik yapısı''nın ötesinde kendi öz bilinciyle , varlığının özü ile temasa geçmeye başlar.

 

Bu konfor alanına tehdit oluşturabilecek her birey ve her unsur ; ego merkezli kişilik yapısına sahip bireylerin bilinç altlarında ölüm korkusu ile bütünleşir. Kendini egosu zanneden , salt egosal-kişiliği ile var olan kişinin egosunun zedelenmesi demek ; o kişinin kendini algılayışına göre ölmesi ile eş değerdedir. Bu yüzden de,  ego benlikleri sarsıcı küçücük olaylarda bile insanlar kontrollerini kaybedip; birbirleri ile ufak anlaşmazlıkları ; ölüm kalım meselelerine ; kavgalara  dönüştürürler.

 

Konfor alanlarımızın dışında kalan gerçekliğe sırtını dönmek ve görmemezlikten gelmek ;  dünyanın ve varoluşun sonsuz döngülerini yadsımaktır.

 

Kendini sorgulama cesaretine sahip , dünyayı ve doğa anayı önemseyen , insanlığı bir bütün olarak görebilen ; konfor alanlarının ötesindeki özleri ile bütünleşme niyetinde  ; insanlığa, doğa anaya ve dünyamıza sahip çıkmaya kararlı olan herkesin bu kitabı okumasını öneriyorum.

 

Çevirisi gayet iyi , kapak tasarımı muhteşem...

 

David Doğan Beyo

David Icke

 

İnsanoğlu Ayağa Kalk

 

Özet

 

Bilinç, her şeyin tek olduğunu biliyor, oysa akıl herşeyi ayrım ve bölünme olarak görüyor.

 

Akıl, bilinçliliğin bir hizmetkarı olarak iyi, zaten yapması gerekende o.

 

Problem akıl ve bedenimizin biz olduğunu sandığımız zaman başlıyor.

 

Akıl insanları , hatta hemem hemen her şeyi 5 duyu açısından görür. Böylece fiziksel dünyanın ilizyonlarının tuzağına düşer. Bu da onların çok kolay manipüle edilip kontrol altına alınabilmelerini sağlar.

 

Bilincine açılmış olan insanlar yüksek benlikleriyle bağlantıda kaldıkça her şeyi çok farklı açılardan görürler. Bu dünyadadırlar ama bu dünyadan değillerdir.

 

Akıl insanları çoğunlukla bilincine açılmış olanlara realitelerinin farklı açıları nedeniyle deli ya da tehlikeli derler.

 

Akıl düşünce yoluyla bir iletişim sürdürür.  Durmadan düşünür. İnsanlar düşünmeye bağımlıdırlar çünkü akıla bağımlıdırlar ve kendilerinin sadece akıllarından ibaret olduklarını düşünürler. Bunun sonucu olarak düşünceler duygulara dönüşür bu sefer insanlar duygulara da bağımlı olur.

 

Duygusal bir karşılık almak için bir şeyi doğrudan yaşamaya bile gerek yok , sadece düşünmek yeterli.

 

Dünya akıl insanı ile dolu. O müthiş akıllıdır. İnanılmaz bir aklı var. Ne kadar parlak bir akıl. Akla dayalı olan bu gerçekte,  akıl her şey. 

 

Modern dünyada bütün her şey akıla odaklı. Saptırılmış beyinlerimize göre entellektüel veya akademik olmak akıllı ve ya kurnaz kavramı ile teyit ediliyor. Oysa akıllı- kurnaz kavramı yaklaşıma göre değişir. Sözlükte hızlı düşünen anlamına geliyor. Yani bu aklın rolü. Düşünce yolu ile problemi çözüyor. Peki orijinal olarak mı ? Hayır. Orjinallik bilinçten geliyor akıldan değil.

 

Parlak zeka ? Parlaktan kasıt nedir ? Hafızada birçok gerçeği tutabilmek ve gerektiğinde bunu kullanmak o da yine akıl oluyor. Kurnazlık , zeka akıldan geliyor. Oysa bilinç-akıl bilinçten geliyor.

 

Bilinçsiz akıl dünyanın en tahrip edici ve zararlı gücüdür.

 

Örneğin atom bombasını yapmak akıl-zekadır. Ama bilinçli akıl atom bombasını hiç yapmamak veya kullanmamaktır.

 

Bir sürü zeki insan var ama bilinçli-akıllı yok.

 

Çünki insanların algısı sadece akıl yoluyla yani bilgisayar benzeri bir yorumcu ile oluyor.  Varlığının gerçek kendisi ile değil.

 

20 yılı aşkın bir süredir. 50 ülkeden insanların oluşturduğu kalabalıklara konuşuyorum ve çok ilginç akıl kutusunun içinden hiç çıkamayanlar sadece entellektüeller ve akademisyenler.

 

Akıla o kadar mahkumlar ki, bilincin verdiği farkındalık ve bilgiyi algılayamıyorlar. Bu onlara göre yabancı bir dünya oysa akılları nedeniyle enstitüleri kontrol edenler ve toplumu yönlendirenlerde hep onlar.

 

Akıl sistemi , akıl robotları üretiyor. 10larca yıldır bu böyle devam etmiş ve hala da ediyor.

Akıl düşünce yoluyla iletişim kurarken bilinç bize bilgi sağlıyor. Buna içgüdü de denebilir. Onu düşünemiyorsunuz ama hissediyorsunuz ve biliyorsunuz. Bu içgüdüye belirli bir sınıra kadar sahibiz. Birşeyi bildiğinizi hissediyorsunuz ama neden bildiğinizi bilmiyorsunuz. Aklın üstün tutulduğu gerçeğinizde her şey akıl yoluyla tarif ediliyor. Aklınızı bilince açtığınız zaman aklınızın ne kadar sınırlı olduğunu , adeta kapalı bir devre gibi çalıştığını görürsünüz. Çünkü sadece 5 duyuya dayalı bir gerçeği görmektedir. Aklın algılama kapasitesinin ötesinde bir şey söylüyorsanız tanım itibarıyla o zaman normal bir durumda değilsiniz demektir. Bu nedenle ben çoğu kez deli denilmeyi tercih etmişimdir. Çünkü bu akıl sağlığımın teyit edilmesi oluyor. Bunu sağlayan herkese çok teşekkür ederim.

Newyork William Alanson White Psikiyatri Enstitüsünden David Shainberg ''düşüncelerin sabit ve takıntı haline gelmiş enerji girdapları'' olduğunu söylemektedir. Shainberg ; bu sabitlenmiş yoğun girdapları , kendilerini sabitlenmiş , değişmeyen görüşler halinde gösterdiklerini düşünmektedir.

Ya da şöyle düşünülecek olursa; fiks olmuş görüş ve inançlar yoğun girdaplar oluşturup nöron ağını sabitler.  Bu ağ ve düşük frekanstaki enerji alanları kanalları kapatır. Bizi 5 duyu gerçeğinde tutar ve sonsuz bilinç ile bağlantımızı bloke eder. Bunlar bilginin beyin tarafından inanmaya sabitlenmiş olan süzme işleminin elektrik ve frekans seviyeleridir. Yani bazı kişiler bardağı tam dolu olarak görürken bazıları boş olarak görür. Veya bazıları herşeyde bir pozitiflik görürken , bazıları herşeyde negatiflik görür. Sürekli olarak tekrarlanan bu. Nöron ağlarının beyin haritaları , bilgisayardaki programlara benzer, bunlar siz cd yi veya yazılım kodunu değiştirmezseniz hiç değişmezler. Bazı kişiler bunu hiç yapmaz bu nedenle de algılamaları hep sınırlıdır.

 Oysa bu takıntılı düşünceden kurtulduğumuz anda nöron ağı çözülür ve yeni gerçeğe uymak için yeniden şekillenir. Süzme işlemi değişince daha önce ulaşılmamış olan başka kavramların şifreleri çözülmeye başlar. Bunu hayatımızı değiştiren bir olay gibi deneyimleriz. Oysa bu fırsat bir enerji kitlesi halinde hep oradadır. Ama kişinin inancı, beynin onu okuyup fiziksel deneyim haline getirmesine engel olmuştur.

Takıntılar ve düşük frekanslı haller özellikle korku ve endişe enerji alanımızın çok ağır titreşen yoğunlukta kalmasına dolayısıylada sonsuz bilince ulaşmasını engelleyen bir firewall- güvenlik duvarı veya engel oluşturmasına sebep olur.

Çok parlak olmayan kişilere yogun , ağır deriz. 1990daki farkındalık başlangıcı aşamalarımda , insanların akıllarının almadığı şeyler söylüyordum. Onların beyin haritalarının şifreside beni deli olarak çözüyordu. Aslında bana olanlar akıldan uzaklaşıp , bilince yönelmem şeklinde ifade edilebilir.

Bu beyin haritaları en iyi bilişsel uyumsuzluk veya ahengsiz algılama şeklinde açıklanabilir. Bu akıl ve duyguların arasındaki bir dengesizlik olup , insanlığı sürekli olarak bir cehalet ve kölelik durumunda tutar. Bunu anlayabilmek insan hallerini de anlamayı kolaylaştırır. Bu entellektüellere göre belki son derece alacakaranlık kuşağı boyutlarında bir açıklama gerektirebilir. Ama aslında son derece basittir. Temel olarak bilişsel uyumsuzluk biri diğeri ile çelişen 2 akıl halinde olmaktır. Bu zamanla yaşam , bilgi ve davranışla çelişen bir inanç şeklini alır. Bilişsel uyumsuzluk kişinin yaşamında davranışlarına uymayan bir inanışın neden olduğu bir iç stres veya rahatsızlıktır. Bu kısa cümlede şimdi insanlığın içinde bulunduğu durumu tarif etmiş oldum.

Bu rahatsızlık bir daireyi kareye çevirmemiz için ısrar etme durumuna benzer ve bu da çoğunlukla kendimizi kandırmamız şeklinde oluşur. İnsanlar sürekli oalrak bilişsel bir uyumsuzluk içindeler. Tabi bu da bizi kotrolünde tutmak isteyen sistem tarafından gerçekleştiriliyor. Kes sesini , duymak istemiyorum ; bir bilişsel uyumsuzluk ifadesidir veya gerçekten kaçıştır.

Kişi inanç ve algılarla karşılaşınca bu sözleri kendisine de ihanet eder. Uyumsuzluktan çelişki stresinden kurtulmak için kişiler çoğunlukla ; 

a) inancına ters düşen bilgiyi göz ardı eder

b) inanç ve varsayımlarını yeni bir bilgi veya deneyim ışığında değiştirirler

 

İkincisini yaparsanız bilişsel uyumsuzluk pozitif bir şey olur. Yeni bilgi ve deneyimden yararlanır , farkındalığınızı geliştirirsiniz. Ne yazık ki bir çok kişi 1inci şıkkı seçer ve inancını hep korumaya çalışır. Bunu en çok dindarlarda , akademisyenlerde, bilim adamlarında , doktorlarda ve katı bir politik kültürel görüşü olanlarda görürüz.

İnanç ile anlayış arasında bir seçim yapmak gerektiğinde her zaman inanç kazanır. Dolayısıyla kafalarında bu David Icke delinin biri diyerek farkındalık mesajlarını inançlarına zarar gelmeyecek şekilde gözardı ederler. Kuşkucu cemiyeti bilişsel uyumsuzluk cemiyetidir.

Sorgulamadaki amaç ; kendi bilgi ve inancını zorlayan unsurlar değil,

 kendi inancının zarar görme endişesidir.

Gerçeğin asıl yapısını ne kadar çok anlarsak, akademik yapıların ve inanç sisteminde boğulmuş gurupların açıklamaları da bir o kadar saçma gelir.

 

Herşeyin bir şekilde bir farkındalığı vardır. Tabiki aklın da, Eger akıl bilincin kendisini bir gerçek çerçevesinde ifade etmesine izin verirse egemenliğinin sona ereceğini bilir.  Bunu hiç istemez.

İleride açıklayacağım üzere hep bilinç kanallarını kapatmak için çalışır. Bunu da global komplonun gizli cemiyetler şebekesi ile desteklenerek yapar. Sistem burada belirtmekte olduğum bilgiyi kullanarak insanları akıl hapisanesinin içinde tutmaktadır.

Şu çok açık ki farkındalık , bilgi ve anlayışta olduğu gibi sessiz ses de kelimelerle iletişimden ziyade en açık şekilde sadece sessizlikte konuşur. Ama şimdi kaç kişi sessizlikte oturuyor ki , heryerde sessizlik modern dünya tarafından bozuluyor. Bu kadar derin bir komploda bu da bir tesadüf değil.

Bilinç bizimle kalbimiz yoluyla konuşur. Zaten içgüdüyü gögüs bolgesinde hissetmemizin nedeni budur.  Kalp çakrası bu ilizyon gerçeğin ötesindeki bilince olan ana bağlantımızdır. Başımız yani sürekli olarak düşünme tuzağına düşmüş olan aklımız ise varlığını 5 duyu gerçeğinin kural ve koşullarına bağlı olarak sürdürür.

Birçok kişi toplumun normları denilen doğru ve yanlışın akıllarımıza yazılmış olan resmi versiyonundan dışarıya çıkamaz.

Bu 5 duyu aklı dünyada kontrolü elinde tutmak isteyen sistemin gerçeği olarak her gün manipüle edilmektedir.

Tamamen kısıtlanmaya , kural ve şartlara yönelik yaparsın ve yapamazsın zihniyetine dayalıdır. Çoğunlukla korku ve endişe ile insanlar , akıl ve duygu hücresine kapatılmışlardır.

Kalp-içgüdü ise bizi 5 duyunun ötesine taşıyacak olan sonsuz benlik ile birleştirecektir. Onun kendi elektromanyetik alanı ve kendi gerçeği vardır. Kalp düşünmekten ziyade hisseder. 2inci elden bilgi yerine o herşeyi kendi bilir. Çoğu kişinin bir iç savaşı vardır. Düşünceleri ile hissettikleri savaşır durur. Çoğu zamanda akıl kazanır. Belki de akla ve inanca dayalı akıl topluluğunda böyle yapmak daha kolay gelir. Bazı kıstaslar yaratılmış ve bunlar eğitim , bilim veya medya tıp olarak empoze edilmiş olduğu için bunun dışına çıkabilen kişilerle ya alay edilir ya da dışlanırlar.

 

İçgüdüsel bilişi izleyen kişi psikolojik faşistlerin alayı ve dışlaması ile karşı karşıya gelir , üstelik bunlar anne babalar , arkadaşlar, meslektaşlar olur.

Hele bir de tanınmış biri iseniz farklı olmak son derece üzücü ve yıpratıcı bir hale gelebilir. Bu reaksiyon insan psikolojisinde aklın genetik programlama ve egemenliği ile şifrelenmiştir. Okullarda küçük çocukların bile başkalarından farklı olanlara ne kadar acımasızca davrandıkları çok görülen bir olaydır. İnsanlar beşikten mezara aklı bombardıman eden normlara göre şartlandırılmışlardır.

Ne yazıkki normal diye düşündükleri şey, kendilerinin içine hapsedilmiş oldukları hücreleridir. Şaşkınlıklarından , kendi zihinsel köleliklerine katkıda bulunmakla kalmazlar aynı zamanda kontrol sistemini , onu sorgulayacak olanlara karşı da hararetle savunurlar.

Matrix filminde Morpheus karakterinin söylediği gibi ; ''Matrix bir sistemdir Neo. Bu sistem bizim düşmanımız. İçerideyken dışarı bakınca ne görüyorsun. İş adamları, öğretmenler, avukatlar veya marangozlar. Onların akıllarını kurtarmaya çalışıyoruz , ama o zamana kadar o insanlarda bu sistemin bir parçası oldukları için onlar da düşmanımız. Bu insanların fişlerinin henüz çekilmeye hazır olmadıklarını bilmen lazım. Hatta bazıları o kadar kanıksamış, sisteme o kadar bağımlı durumda ki , onu korumak için savaşabilirler bile.

İçgüdüleriyle yaşıyanlar her zaman akıl polisinin dikkatini çeker. Çünkü beyin ve kalp , akıl ve biliç herşeye tamamen farklı açılardan bakarlar. Bilinçten kopmuş olan 5 duyu aklı, olaylar ve davranışlar üzerinde kurmuş olduğu güç mekanizmasını kaybetme korkusu yüzünden içgüdüyle sürekli ve öfkeli bir savaş içerisindedir.

 

İçgüdümüzü takip ettiğimiz zaman genellikle çevremizdeki şartlanmış akılları olan kişiler bunu anlamakta zorlanırlar.

Sizin sözlerinizi ve davranışlarınızı delilik ya da tehlikeli olarak nitelendiririrler . Aslında gerçeği başka bir açıdan görüyorsanız oldukça farklısınız demektir.

 

Kabul görmeye büyük bir ihtiyaç duyarız ama başkaları onların garip veya aykırı olduğunu düşünse bile inançlarımızın özel olduğuna güvenmeniz lazım. Yani koyun sürüsü meeee dese bile...

 

İçgüdülerinize göre hareket etmeyi sürdürürseniz harika özgürlük verici bir değişim başlar.

 

Bilince açılırsanız aklı düşmanınız değil müttefikiniz haline getirebilirsiniz. 5 duyu aklı mantıklı olarak içgüdüyü izlerken zorlıklarla karşılaşacağını görür. Yaşanan deneyim her zaman geniş bir açıdan gereken her ne ise onu gösterir. Akıl ile içgüdünün beraberliğinde önce kendi kendine zarar veriyormuş gibi görünen gelişmeler pozitif bir sonuca ulaşır. Bu gerçekleşincede akıl içgüdü ile uyumlu bir beraberliğe girer ve savaş biter. Akıl ile içgüdü birlikte tek olurlar. Siz de içgüdünüzü izlerken aklın itiraz etmeyeceğini bilirsiniz.

 

Hayat öğrenmek değil öğrenmemek , yani programlanmamak , yada programlanmışlığı bırakmak ,  programı silmek olmalıdır ; çünkü bilinç zaten herşeyi bilir.

Bilinç kazanmak mücadele edeceğimiz birşey değil bizim doğal halimizdir.

İnsanlar hep aramakla zaman geçiriyorlar , bilinç biziz, aramaya gerek yok.

Yapmamız gereken kim olduğumuzu anlamamızı sağlayacak olan , bağlantıyı engelleyen ilizyon ve algı yanılgısı engellerini aşmaktır.

 

Bu tutucu ilizyonu kırarsanız sizin hiçbirsey yapmanıza gerek kalmadan bilinç içinize akacaktır.

 

Aklı yok etmek şeklinde bir yanlış anlama olmasın , öyle birşey söz konusu bile olamaz. Akıl bilgisayarın ara yüzüdür. Bilincin bu dünyadaki deneyimini sağlar.

Fiziksel bir manzara diye düşündüğümüz gerçeği deşifre etmemizi sağlayan akıldır.

Parlak zeka veya müthiş akıl ile hiçbir problemimiz yok. Yeterki algılamamıza egemen olmayıp sadece onun bir parçası olsun.

Biz sadece akıllarımız değiliz. Geçici kimliklerimiz biz değiliz. Ben David Icke değilim. Ben sonsuz bilincim. David Icke bu fiziksel gerçeklikteki deneyimim. Bu ayrımı yapabildiğiniz zaman oluşacak içsel hamle hayatınızı tamamen değiştirecektir.

 

İnsanlar , saptırılmalar ve algılamayı 5 duyu çerçevesinde odaklamak üzere tasarlanmış olan inanç sistemleri tarafından büyük çapta bilinçten koparılmışlardır.

 

 

 

 

Views: 2924

Comment

You need to be a member of Love Peace and Harmony to add comments!

Join Love Peace and Harmony

Comment by David Dogan Beyo on October 9, 2015 at 3:46am
Comment by Emre GUNEY on August 12, 2015 at 10:49pm

Eline sağlık David. Zamanın ve emeğin için teşekkürler. Çok iyi olmuş bu.

Comment by Eylem Filiz Beyo on August 10, 2015 at 7:46pm

Comment by Eylem Filiz Beyo on August 10, 2015 at 7:46pm

Comment by DERYA KİP on August 10, 2015 at 11:28am

 

Badge

Loading…

About

 

Locations of visitors to this page

Hit Counter

 

Online Users

© 2017   Created by David Dogan Beyo.   Powered by

Badges  |  Report an Issue  |  Terms of Service