Love Peace and Harmony

۞ ∞ United For Evolution ∞ ۞

Kitap Analizi ve Özeti - Erich Fromm - Sevme Sanatı -1-

Erich Fromm çağımızın en değerli filozoflarından biridir. Özellikle toplum bilimi ve kitle psikolojisi konularındaki tespitleri , hümanist ve objektif algı yeteneği ; sağlıksız olanı görebilme ve ifade edebilme becerisi çok üst düzeylerde olan ;  eşi benzeri olmayan bir psikanalist ve sosyologdur.

 

Erich Fromm ; Sevme Sanatı kitabında bir çok spiritüelistin, ilim ve bilim adamının, toplum bilimcinin görmezlikten geldiği ve yapmaya cesaret edemediği şeyi yapıyor ve tespitleri ile günümüz insanlığının en köksel ve derin sorununu ifade ediyor ; kapitalist düzen ile gerçek sevginin birarada var olamayacağı tezini ortaya atıyor ve tespitleri ile bu kuramını kanıtlayarak 12 den , tam isabet yaranın kökünü su yüzüne çıkartıyor...

 

Aşağıda kitaptan derlediğim kısa bir özeti sizlerle paylaşmak istiyorum. Kitap kesinlikle isminin hakkını veriyor. Kitabın kapak resmi ve tasarımı da çok başarılı. Tek bir eksik var o da kitabın türkçe çevirisinde arada sırada kendini belli eden çeviri hataları, eksik çeviriler ve bağlantısız geçişler. Almanca ve İngilizce bilenlerin ; kitabı bu dillerde okumalarını tavsiye ederim...

 

David Doğan Beyo

 

 

Erich Fromm

Sevme Sanatı

Özet

 

 

Çağdaş batı uygarlığından söz ettiğimize göre , batı uygarlığının toplumsal yapısını onun sonucu olarak ortaya çıkan ruhsal yapının, sevginin gelişmesine uygun olup olmadığını sormak gerekir. Bu soruya verilecek yanıt olumsuzdur. Batıdaki yaşantımızı izleyen bir tarafsın gözlemci; kardeşlik sevgisinin , anne sevgisinin ve cinsel sevginin az rastlanan olgular olduğunu görecek ve bunların yerlerinin gerçkete yozlaşmış sevgi biçimleri olan bir çok sahte sevgiyle doldurulduğuna kuşku duymayacaktır.

 

Sermaye emeğe buyurur, sonunda cansız , ruhsuz şeyler, yaşayan emekten, insanoğlunun gücünden daha değerli hale gelir. Geniş ölçüde merkezlenmiş işletmelerde yer alan katı iş bölümü , bireyin birey olma niteliğini yitirmesine neden olmakta, onu makinanın bir parçası haline getirmektedir. Çağdaş kapitalizmde insan sorunu şöyle formülize edilebilir ;

Çağdaş kapitalizm büyük sayılarla, uysallık içinde bir araya gelecek insanlara gereksinim duyar.

Bunlar giderek artan bir şekilde tüketime yönelmeli, beğenileri kalıplaşmalı ve kolayca etkilenip yönlendirilmelidirler. Çağdaş kapitalizm kendini özgür ve bağımsız hisseden, hiçbir  otoriteye ilkeye ya da özduyuya kul olmamış insanlara gereksinim duyar - ama bunların buyruk almaya , kendilerinden istenileni yapmaya, toplumsal mekanizmayla sürtüşmeden yaşamaya yatkın olmalarını ister. Öyle ki zor kullanmadan yönlendirilmeli, öndersiz yönetilmeli ve iyi ya da kötü bir amaca sahip olmadan çalıştırılmalıdırlar.

 

Bundan ne sonuç çıkar ?  Çağdaş insan kendisinden , çevresindeki insanlardan ve doğadan  yabancılaştırılmıştır. İnsan bir meta haline dönüştürülmüş, yaşam güçlerini var olan pazar koşulları altında kendisine en fazla karı getirecek alana yatırması sağlanmıştır. İnsan ilişkileri kendi güvenliklerini sürüye bağlı olmakla , düşünce , duygu ve eylem yönünden diğerlerinden ayrı olmamakta gören, birbirine yabancılaşmış otomatların ilişkileri haline getirilmiştir.

 

Herkes birbirine oldugunca yakın olmaya caba harcarken diğer yandan kendini tümüyle yalnız hisseder, tekbaşınalığının herzamanki sonucu olan derin bir güvensizlik, huzursuzluk ve suçluluk duygusuna gömülür. Uygarlığımız kişinin bu tekbaşınalığını bilince çıkartmasını engelleyecek birçok oyalayıcı şeye sahip ; herşeyden önce sıkıca düzenlenmiş ve makineleşmiş çalışma düzen insanı en temel insanca isteklerinden kendini aşma ve bir olmadan habersiz kılar. Bu tek düzelik insanda bir doyum yaratmadığı için insan bu bilince çıkartamadığı sıkıntıdan eğlenceyle, eğlence sanayinin ona sunduğu müzik ve filmlerle kurtulmayı dener, bundan başka eski eşyalarını değiştirip durmadan yeni birşeyler alarak kendini avutur.

 

Çağdaş insan Huxley'in  Kahraman Yeni Dünyada  çizdiği tipe çok benzemektedir.; karnı tok , sırtı pek , cinsel yönden doygun kişiliği gelişmemiş, çevresindeki insanlarla son derece düzeyde ilişkiler kuran ; Huxley'in sıraladığı 'Birey hissederse toplum sendeler'  ya da ' bugün sahip olabileceği eğlenceyi yarına bırakma' birde hepsini bastıran, 'Bu günlerde herkes mutlu'sloganlarıyla yönlendirilen bir kişidir o. Günümüzde insanların mutluluğu eğlenmeye dayanmakta , eğlenmenin altındaysa almanın tüketmenin doygunluğu yatmaktadır. Dünya bizim açlığımızı giderecek büyük bir nesne, bir elma, bir şişe, bir memedir, biz durmadan emer, birşeyler bekler ve umarız ve sürekli düş kırıklıklarına uğrarız. Karakterimiz değiş tokuş etmek, almak, tüketmek, değiştirmek üzerine kurulmuştur. İster ruhsal olsun ister nesnel ne varsa herşey tüketimin ve değiş tokuşun nesneleri haline gelmişlerdir.

 

Sevgiye ilişkin durumda zorunlu olarak çağdaş insanın bu toplumsal yapısına göre biçimlenmiştir. Otomatlar sevemezler. Onlar sadece kişilik paketlerini birbirleriyle değiştirirler ve ucuza kapatma peşinde koşarlar. Bu yabancılaşmış yapı özellikle evlilikte, sevgi gösterme biçimi , çift kavramıdır. Mutlu evlilik üzerine tüm yazılanlar birbiri ile iyi geçinen bir çifti tanımlar. Bu tanımlama uyum içinde çalışan işçi kavramıından pek farklı değildir. Böylesi bir kişi tam anlamıyla bağımsız olmalı , işbirliği yapabilmeli , bağışlayıcı ama aynı zamanda tutkulu ve saldırgan olmalıdır. Bu nedenle evlenme kılavuzu kocanın karısını anlaması gerektiğini ve ona yardımcı olmasını öğütler. Karısının yeni giysisini övmeli, pişirdiği yemeklerden dolayı iltifat etmelidir. Diğer yanda kadın, eve yorgun argın , sinirli ve gergin gelen kocasını anlamalı, onun işindeki sorunlardan sözedişini ilgiyle dinlemeli, doğum gününü unuttuğu zaman öfkelenmeyip bağışlayıcı olmalıdır. Bu tüm yaşamları boyunca birbirine yabancı olan , candan bağlılığa ulaşamayan iki insanın, karşılıklı nezaketle davranma ve birbirlerini rahat ettirme çabalarının iyi işleyen ilişkilerinin toplamından başka birşey değildir. Freud'un ve halkın görüşlerini etkileyen etmenlerden bazıları, başta Viktorya çağının katı ahlak anlayışına tepki olarak çıkmıştır. Freud'un kuramını belirleyen bir diğer etmen kapitalist yapı üzerinden temellenen insan kavramıdır.

 

Kapitalizmin insanın doğal gereksinimlerini karşıladığını kanıtlamak için insanın doğuştan yarışmayı sevdiğini ve karşılıklı nefretle dolu olduğunu göstermek gerekiyordu.İktisatçılar bunu kar etmeye olan doymak bilmez hırs olarak kanıtladılar. Darvin'ciler en güçlünün yaşamını sürdürdüğü savıyla katıldılar onlara ve Freud aynı yere, erkeğin toplumsal baskılar yüzünden gerçekleştiremediği bütün kadınları elde etmek için bitimsiz bir arzuyla dolu olduğu savıyla vardı. Bu nedenle tüm erkekler birbirlerini kıskanmaktaydılar ve bu karşılıklı kıskançlık ve yarışma tüm sosyal ve ekonomik nedenler kalksa bile sürecekti.

 

Sonuç olarak Freud 19. y.y. da yaygın olan maddecilik tarafından geniş ölçüde etkilendi. Buna göre tüm düşünsel olguların temeli fizyolojik olgularda bulunuyordu. Bu yüzden sevgi, nefret, tutku, kıskançlık Freud tarafından cinsel içgüdünün dışa yansıyan çeşitli biçimleri olarak açıklandı. Freud en önemli gerçekliğin tümüyle insanlığın var oluşunda, birincil olarak herkes için aynı olan insan olma durumunda ikincil olaraksa toplum yapısının özgün yapısı tarafından belirlenen insanın deneyiminde yattığını göremedi. Böylesi bir maddeciliği aşan kesin adımı Marx ' Tarihsel Maddecilik' le atmış insanı tanımaya yarayan anahtarın insanın ne bedeni ne yiyecek gereksinmesi ne de mülkiyet içgüdüsü olduğunu fakat insanın tüm yaşama sürecinin onun yaşam deneyimi olduğunu söylemiştir.

 

Freud'a gore tum icgudusel isteklerin engellenmeden

doyurulması ruh sağlığı ve mutluluk verecektir. Ne var ki klinik gercekler, tum yaşamlarını hicbir sınır tanımadan cinsel doygunluk peşinde koşmakla geciren erkek —ya da kadınların— mutluluğa ulaşamadıklarını ve cokluk nevrozlu catışmalar ve hastalıklardan acı cektiklerini gostermektedir. Tum icgudusel isteklerin karşılanması sadece mutluluğa temel olmamakla kalmıyor, deliliği bile onleyemiyor. Ayrıca Freud’un goruşlerinin 1, Dunya Savaşı sonrası yaygınlık kazanmasının bir nedeni de kapitalizmin ozunde yer alan değişikliklerdir. Bu donemde tasarruftan harcamaya, ekonomik başarının unsuru olarak kemerleri sıkmadan alabildiğine genişleyen bir pazara, otomat bireye alabildiğine doygunluk verilmeye gecildi. Metanın tuketiminde olduğu gibi hicbir isteğin doyurulmaksızın bırakılmaması cinsel alanda da en yaygın

eğilim oldu.

 

Seygi ancak iki insan birbirlerine varlıklarının, ozunden bağlanır, her biri kendisini varlığının ozunden tanırsa, gercekleşir, İnsan gerceği de, canlılığı

da sevgisinin temeli de i§te bu ≪ozden tanıma≫ deneyimidir.

 

Boyle oluşan sevgi surekli meydan okumadır, bir koşede dinlenme değil ; cabalama, hareket etme, beraber calışmadır. Oyle ki ;  bir uyum ya da catışma neşe ya da uzuntu bile ikincil kalır, Onemli olan iki insanın birbirlerini varlıklarının temelinden yasaması, kendi kendilerinden kacmak yerine bir birleriyle butunleşirken kendi kendileriyle butunleşmeleridir. Sevginin varlığının bir tek kanıtı vardır: bağlılığın derinliği, seven kisilerin her birinin ilgisindeki canlılık ve gucluluk, işte bunlardır sevginin sunduğu meyva.

 

Otomatlar birbirlerini sevemedikleri gibi Tanrıyı da sevmezler. Bugun Tanrı sevgisinin yozlaşması insan sevgisinin yozlaşması duzeyine ulaşmıştır, Bu gercek cağımızda dinde bir devrimin tanığı olduğumuz duşuncesine karşı cıkar. Cağımızda tanığı olduğumuz şey, istisnalar olsa da Tanrı kavramının giderek putlaştırılması ve Tanrı sevgisinin yabancılaşmış karakter yapısının bağlılık ilişkilerine donuşturulmesidir, insanlar ilkesizliğin ve inancsızlığın huzursuzluğu icindedirler. İlerlemekten başka bir şansları olmadığının farkındadırlar. Bu nedenle buyuyememekte, cocuk kalmakta, başları sıkıştığında anne ya da babalarının imdada yetişmesini beklemektedirler.

 

Ortacağdakine benzer dinsel kulturlerde olduğu gibi, sıradan insanın Tanrıya,  imdatlarına koşacak anne ya da baba gibi baktıkları gercektir. Ne var ki Ortacağın insanı Tanrıyı ciddiye alıyordu. Tek amacları Tanrının  koyduğu ilkelere gore yaşamaktı, ≪kurtuluşu başlıca uğraşları olarak goruyorlar, tum diğer isleri geriye atıyorlardı, Boylesi bir uğraştan bugun

soz edemeyiz. Her turlu dinsel değer guncel yaşamın dışına cıkmıştır≫

 

 Gunluk yasam,  maddesel rahat ve kişilik pazarında başarı peşinde koşmakla gecmektedir.

Dunyevi uğraşlarımızın ilkeleri fark edilme ve kendini ovmedir. (İkincisine cokluk ≪bireycilik≫ ya da ≪bireysel onculuk≫ denmektedir). Tumuyle dinsel kulturlere bağlı insanlar sekiz yaşında bir cocuğa benzetilebilirler, bu yaşta bir çocuk babasının yardımını gereksinir ama ote yandan babasının oğut ve ilkelerini kendi yaşamanda uygulamaya başlamıştır≪

 

Cağdaş İnsansa uc yasında bir cocuk konumundadır. Ancak gereksinim duyduğu an baba diye bağırır. Gereksinimi yoksa eğer oyununa dalıp gider. Bu nedenle yaşamımızı Tanrının ilkelerine gore duzenlemek yerine, insan bicimli bir Tanrıya cocuk gibi bağlanarak yaşadığımız icin bizler Ortacağın dinsel kulturunden cok, puta tapan ilkel kabilelerin dinsel kulturune yatkınız. Bir başka olgu da cağımızda bilincin sadece cağdaş batı kapitalist toplumuna ozgu ozellikler taşımakta olmasıdır. Artık kitabımızın başındaki bazı goruşlere donebiliriz. Cağdaş insan kendini

metaya donuşturmuştur, yaşama gucunu en fazla kar getirecek bir yatırım olarak gormekte, kişilik pazarında yerini almaktadır. Kendisinden, diğer insanlardan ve doğadan kopmuştur. Artık dileği hunerlerini, bilgisini ve kendisini yani ≪kişilik paketini≫ alışverişin

kendisi gibi durust ve karlı olmasını isteyen birisiyle değiştirmektir. Yaşamın ilerlemekten başka

amacı, karlı bir alışverişten başka ilkesi, yoğaltmanın

dışında doygunluğu yoktur.

 

Kişinin duşunsel sureclerine aynı şekilde hassas olması guctur, cunku coğu kişi tam verimle calışan bir insan tanımamıştır. Onlar anne babalarının ve akrabalarının davranışlarını olcut olarak kabullenirler ve bunlarla uyum icinde oldukları zaman normal oldukları kanısındadırlar ve başka birsey gozlemlemeye gerek duymazlar. İnsanların coğu seven bir kişiyle tanışmamışlardır. Kişinin kendine duyarlı olabilmesi İcin sağlıklı bir insan fikrine sahip olması gerektiği acıktır ve

eğer  kişi Cocukluğunda veya sonraki yaşamında boyle bir deneyim edinmediyse bu olası mıdır?

 

Bu soruya basit bir yanıt vermek zordur, ancak soru eğitim sistemindeki

bir cok etkene değinmektedir. Biz bilgi oğretirken, insan gelişimi icin en Onemli

bilgiyi gozden kacırıyoruz; bu bilgi yalnız olgun ve seven bir insanın varlığıyla sağlanan bilgidir. Kendi uygarlığımızın belirli devrelerinden, ya da Cin’de ya da Hindistanda en değerli kişiler ruhsal nitelikleri one cıkan kişilerdi. Oğretmen sadece bir bilgi kaynağı değildi,

aynı zamanda bazı insansal değerleri aktarmakla gorevliydi.

 

Cağdaş kapitalist toplumda aynı şey Rus komunizmi icin de gecerlidir,  hayran olunan ve ozenilen kişiler onemli ruhsal niteliklere sahip olmayan kişilerdir, Bunlar aslında toplumun gozunde, sıradan insana kendinde olmayan doyumu sağlayan kişilerdir≫

Film yıldızlan, radyoda eğlence sunucuları, sutun yazarları, onemli iş ya da hukumet adamları — tum bunlar benzemeye calışılan kişilerdir. Gazetelerde onlara ilişkin haberlerin cıkması, bu işleri yerine getirmek icin sahip oldukları en onemli nitelikleridir. Fakat durum tamamen umitsiz de gorunmuyor* Albert Schweltzer gibi birinin ABD’de une kavuşabildiğini gozden ırak tutmayın.

 

Genclerimize kişinin eğlence adamı olarak değil de insan olarak başarıya ulaşabileceğini gostermek istiyorsak onların gecmişte ve bugun insanın insan olarak neler yapabileceğini kanıtlayan kişilerimizi tanımalarını sağlar, tum cağların gecmiş en buyuk

edebiyat ve sanat eserlerine dikkatlerinizi cekeriz, Boylece kafalarında doğru ve yanlış şeylerin ne olduğuna ilişkin ışık yakmış oluruz, Eğer olgun yaşam orneği goruntusunu devamlı kılamazsak tum kulturel geleneklerimizin yıkılma olasılığıyla karşı karşıya kalırız. Bu geleneğin ayakta durması Oncelikle bazı belirgin bilgilerin değil* belli insansal ozelliklerin aktarılmasına bağlıdır.

 

 Eğer gelecek nesillerin bu ozelliklerden hic haberleri olmazsa ve

sadece bilgiler geliştirip aktarılırsa beşbin yıllık bir

uygarlık yıkılıp gidecektir.

 

İnsan varlığı sorununun temel ussal yanıtı olarak sevgiyi goren kişiler bu durumla sevginin

bireysel değil de toplumsal onemi olan bir olgu haline gelebilmesi icin toplumsal yapıda onemli değişmelere gerek olduğu kanısındadırlar . Bu kitabın akışında

boylesi değişimlere ancak kısaca değinilebilir.Toplumumuz yonetmeyi bilen bir burokrasi ve uzman politikacılar tarafından yonetilmektedir. Kişiler kitle isteğine gore yonlendirilmekte, kendi iclerinde, amac olarak, daha cok uretme ve tuketmeyi gormektedirler.

 

Tum etkinlikler ekonomik hedeflere yonelir, araclar amac haline donuşur. İnsan bir robottur —iyi besili, iyi giyimli ancak İnsanın temel niteliği ve etkinliği olan ozellikten yoksun bir robot.

Eğer insan sevebilecekse, o kendine özgü olan en yuksek yere cıkarılmalıdır, O, ekonomik makinaya hizmet edeceğine makina ona hizmet etmelidir. Cıkar paylaşması icin değil

de deneyim ve iş paylaşması icin olanaklar sağlanmalıdır.

 

Toplum oylesine duzenlenmelidir ki insanın sosyal ve seven doğal yapısı, onun toplumsal varlığından ayrılmasın, onunla butunleşebilsin.  Eğer bu doğruysa gostermeye calıştığım gibi insanın varoluş sorununun en sağlıklı ve doyumsal yanıtı sevgidir, dolayısıyla sevginin gelişimine yer vermeyen bir toplum gelecekte insan doğasının bu temel gereksinimini gozden kacırdığı icin yok olacaktır, Gercekten de sevgiden sozetmek ≪boş oğutler vermek≫ değildir, cunku sevgiden soz etmek en bas itkiden en temel ve gercek gereksiniminden

soz etmek demektir. Bu gereksinimin karanlıkta kalmış olması, onun varolmadığını gostermez.

 

Sevginin doğasını ayrıştırmak, onun gunumuzdeki eksikliğini gormeyi ve bu eksikliğin toplumsal nedenlerini araştırmayı gerektirir, Sevginin yalnızca ayrıcalıklı bireysel değil de sosyal bir olgu olarak gercekleşebilirliğine inanmak, insanın doğasını bilerek temellendirilmiş

ussal bir İnanctır.

Views: 1975

Comment

You need to be a member of Love Peace and Harmony to add comments!

Join Love Peace and Harmony

Comment by Eylem Filiz Koç on June 16, 2015 at 10:58pm

Comment by Emre GUNEY on June 6, 2015 at 1:36pm

Bu kitabı okuyalı belki 20 yıl olmuştu. Zerresini hatırlamıyorum. Özet çok iyi geldi David. Teşekkür ederiz.

Comment by DERYA KİP on June 1, 2015 at 11:02am

''Toplum oylesine duzenlenmelidir ki insanın sosyal ve seven doğal yapısı, onun toplumsal varlığından ayrılmasın, onunla butunleşebilsin.  Eğer bu doğruysa gostermeye calıştığım gibi insanın varoluş sorununun en sağlıklı ve doyumsal yanıtı sevgidir, dolayısıyla sevginin gelişimine yer vermeyen bir toplum gelecekte insan doğasının bu temel gereksinimini gozden kacırdığı icin yok olacaktır, Gercekten de sevgiden sozetmek ≪boş oğutler vermek≫ değildir, cunku sevgiden soz etmek en bas itkiden en temel ve gercek gereksiniminden soz etmek demektir. Bu gereksinimin karanlıkta kalmış olması, onun var olmadığını gostermez.''

Yeryüzündeki tüm canlıların sevgiye gereksinimi vardır ve sevgiyi, toplumsal alanda büyük bir güç olarak var etmek bizim elimizdedir. GERÇEK SEVGİ, en büyük güç, en güçlü insan enerjisidir.

Çok teşekkürler David, IŞIK ve SEVGİYLE yeni dünyayı yaratmak dileğiyle,

SEVGİ ve IŞIK ile...

Comment by huki on May 30, 2015 at 10:22pm

Seygi ancak iki insan birbirlerine varlıklarının, ozunden bağlanır, her biri kendisini varlığının ozunden tanırsa, gercekleşir, İnsan gerceği de, canlılığı

da sevgisinin temeli de i§te bu ≪ozden tanıma≫ deneyimidir.

 

Boyle oluşan sevgi surekli meydan okumadır, bir koşede dinlenme değil ; cabalama, hareket etme, beraber calışmadır. Oyle ki ;  bir uyum ya da catışma neşe ya da uzuntu bile ikincil kalır, Onemli olan iki insanın birbirlerini varlıklarının temelinden yasaması, kendi kendilerinden kacmak yerine bir birleriyle butunleşirken kendi kendileriyle butunleşmeleridir. Sevginin varlığının bir tek kanıtı vardır: bağlılığın derinliği, seven kisilerin her birinin ilgisindeki canlılık ve gucluluk, işte bunlardır sevginin sunduğu meyva.

 

Badge

Loading…

About

 

Locations of visitors to this page

Hit Counter

 

Online Users

© 2017   Created by David Dogan Beyo.   Powered by

Badges  |  Report an Issue  |  Terms of Service