Love Peace and Harmony

۞ ∞ United For Evolution ∞ ۞

Yeni Çağ, darlıktan genişliğe, karanlıktan aydınlığa, lineerlikten küreselliğe geçilen Son Devredir. Yeni Çağ her şeyden önce bir DEĞİŞİM çağıdır. Kuşkusuz her değişim çalkantılı, karmaşık ve ıstıraptı bir dönemden geçer. Nitekim hızlanan dünya zamanı içinde yakın tarihte yaşanan ve yaşanmakta olan toplumsal, ekonomik ve manevi fırtınalara hepimiz şahidiz. Dünya değişiyor, insanlar değişiyor, her şey hızla değişiyor. Esasen her şey şuurlarda bir değişim meydana getirebilmek içindir. Bu ise, anlayışlarımızda, sahip olduğumuz kavramlara köklü değişimler yapmamız gerektiği anlamına gelir. Ancak bu değişimi yapabilmemiz için mihenk taşı kabul edeceğimiz evrensel bir BİLGİye ihtiyacımız vardır ki, o da dünyaya nasip edilecektir.

Sevgi Bir Enerjidir

Her şeyden önce sevgi, tüm evrenin dokusunu teşkil eden nesnel bir varlıktır. Tüm varlıklar o sevgi okyanusu içinde mevcudiyetini sürdürürler. Birliğin çokluk hâlindeki tezahürü bir Bütünlük ve Uyum arz ediyorsa, bu sevgi enerjisinden dolayıdır.
Sevgi bir enerji ise, bir çekim gücü ise bunun kaynağı nedir? Bu kaynak, Birlik ilkesi'nin saklı olduğu ruhun özüdür. Bu gizli güç, varlığın varoluşu ile beraber sahip olduğu tanrısal bir güçtür. Sevginin kaynağı olan ruh, bu gücü sayesinde kâinat mimarlığını yapabilmektedir. Yaradılış, sevgi enerjisinin bir sonucudur.

Yeni Çağ'ın Sevgisi

Yeni Çağ'ın Sevgisi bizim bildiğimiz sevgi değildir. O, adına methiyeler düzdüğümüz bir kavram değil, yaşanan bir gerçek, ruhsal bir enerji olarak karşımıza çıkacaktır.

Biz şimdiye kadar sevgiyi sadece almaya dayandırdık; onu karşılıklı çıkara dayalı bir ticaret meta hâline soktuk. Sevgiyi bir duyu zannederek bedensel ve duygusal tatminlere yarayan bir rahatlatma aracı olarak ele aldık. Sevgiyi tahakküm etmeyle karıştırdık. Kimi zaman belli bir objenin esiri olmayı, onunla eş koşmayı sevgi sandık. Sevgiyi sempatiyle karıştırdık. Bölünmesi mümkün olmayan yüce sevgiyi, o ruhsal enerjiyi darlık içinde yaşadık, bazı şeyleri sevip, bazılarını sevmemeyi doğal bir durum kabul ettik ve bu hatalı kabulden dolayı adaletsiz davranarak hep ıstırap çektik; Tabiî ki çektiğimiz bu ıstırabın kaynağını da bir türlü bulamadık, böylece stres içinde birbirimizi yiyerek; alkol, uyuşturucu ve seksle avunmaya çalışarak hepimiz kendimize göre cehennemin dik âlâsını yaşadık. Kuşkusuz ruhsal sevgiyi yaşamak için insani sevgiyi yaşamak gerekiyordu, ama Yeni Çağ'a geçiş devresinde hızla silkinerek bu ıstıraplı dönemi bir an önce bitirmek de bizlerin çabasına ve dayanıklılığına bağlıdır.

Ruhsal sevgiyi yaşamak, sadece insanın çabasıyla bir çırpıda gerçekleşebilecek basit bir iş değildir. İnsan öncelikle gerçek sevgiyi talep etmeli; sonra bu uğurda çaba ve gayret göstermelidir. Bu geçiş dönemi içinde varlığında sevgi enerjisinin dolaşmasına engel olan hususları tespit edip onları atmalı, değiştirmeli ya da yeni nitelikler kazanmalıdır; örneğin "ben" duygusu zayıflamalıdır. Kibir, açgözlülük, kıskançlık, korku vb. gibi olumsuz duygulardan kurtulmalıdır. Bunlar hiç de kolay şeyler değildir. İşte, insan dayanabileceği son noktaya kadar bu çabayı göstermişse ve kazandığı irtifa, belli liyakat ölçüsüne varmışsa, başka bir ifadeyle, ruhsal sevgiyi yaşayabilecek güce ulaşmışsa ancak o zaman. Yukarısı onu sevgi tufanına gark edecektir. Istırabı yaşamak nasıl bir dayanıklılık meselesiyse, sevgiyi yaşamak da bir dayanıklılık meselesidir. Gerekli hazırlık yapılmamışsa, ışığın gözleri kör etmesi, insanın tamamiyla durağan bir hâle gelmesi işten bile değildir. Şimdi sevgiyi çeşitli yönleriyle tekrar ele alalım

Sevgi Tüm Evreni Kapsar
Hayatın ve sevginin birbirinden ayrılması mümkün değildir. Nerede hayat varsa, orada sevgi vardır. En ilkel şuur bile sürekli olarak sınırlarını genişletmeye ve diğer formlarla bir tür Birliği (Tekliği Vahdeti) yaşamaya çalışır. Her form diğer formlardan ayrı olmakla beraber hakikatte bunlar aynı hayat Birliğinin farklı görünümlerinden ibarettir. Bu gizli vaziyetteki içsel gerçeklik, bir formun başka bir formu cezbetmesi şeklinde illüzyon âleminde (yanıltıcı madde âlemi, iğva sisteminin geçerli olduğu Dünya ortamı) bile dolaylı olarak kendisini hissettirir.


Cansız Alemde Sevginin Hükmü
Tüm gezegen ve yıldızların tâbi olduğu Gravitasyon (yerçekimi) Kanunu, evrenin her tarafını kapsayan sevginin, bu sisteme özgü sisli bir yansımasından ibarettir. İtme kuvvetleri bile aslında sevginin ifade tarzlarından biridir. Aslında iki şeyin birbirini itmesi, o şeylerin başka şeyler tarafından daha güçlü bir şeklide cezbedilmesinden kaynaklanmaktadır. İtme, pozitif çekimin negatif bir sonucudur. Maddesel yapıları oluşturan kohezyon ve afinite kuvvetleri sevginin pozitif ifadeleridir.
Sevginin bu seviyedeki çarpıcı bir örneği, mıknatısın demir parçalarını çekmesidir. Bütün bu sevgi, şeklen içinde tezahür ettikleri ilkel şuur tarafından şartlandırıldığından, en düşük sevgi tipidir.

Hayvanlar Aleminde Sevgi

Hayvanlar âleminde sevgi, çevredeki farklı nesnelere yönelmiş dürtülere bürünerek daha aşikâr bir hale gelmiştir. Bu sevgi içgüdüseldir ve uygun nesneleri kendine mal etmek suretiyle farklı arzuların tatmini şeklinde tezahür eder. Yemek için geyik arayan bir kaplan geyiğe karşı gerçek bir sevgi hissi içindedir. Cinsel cazibe bu seviyedeki başka bir sevgi şeklidir. Bu kademedeki tüm sevgi ifadelerinde müşterek olan husus, hepsinin de bazı bedensel dürtü ya da arzuları, sevgi objesiyle tatmin etme peşinde olmalarıdır.

İnsani Sevgi Akla Uygun Olmalıdır

İnsani sevgi, bu alt düzeydeki sevgi şekillerinin tümünden çok daha yüksektir. Çünkü insan varlığı gelişmiş bir şuura sahiptir, insani sevgi, daha aşağı sevgi tezahürlerinin bir devamı olmakla beraber, bir şekilde onlardan farklıdır. Burada devreye yeni bir unsur girer: Akıl. Böylece insani sevgi bu yeni unsurla yan yana hareket eder. İnsani sevgi kendisini bazen akıldan ayrılan ve akla paralel giden bir kuvvet olarak tezahür ettirir. Bazen de kendisini akılla karıştırarak, akılla zıtlaşan bir kuvvet olarak tezahür ettirir. Son olarak da kendisini sevginin ve aklın dengelendiği ve Birlik teşkil edecek şekilde kaynaştığı uyumlu bir bütünlük olarak tezahür ettirir.

Sevgi ve Aklın Üç Tip Kombinasyonu

Görülüyor ki, insani sevgi, akılla üç tip kombinasyona girebilmektedir. Birinci tipte, düşünce siferi ve sevgi siferi mümkün olduğunca ayrı tutulur. Yani sevgi siferi, uygulamada aklın işleyişine dahil değildir; sevginin düşünce objelerine karışmasına çok az izin verilir ya da hiç verilmez. Ruhun bu iki yönü arasında tümden bir ayrım yapmak kuşkusuz imkânsızdır, ancak sevginin ve aklın dönüşümlü olarak ayrı ayrı fonksiyon görmesi (bu iki baskın durum arasında gidip gelmesi) durumunda, akılla karartılmış bir sevgiye ya da sevgiyle donuklaşmış bir akla sahip oluruz. İkinci tipte, sevgi ve akıl aynı anda çalışır, ama bunlar birbirleriyle uyum içinde değildirler. Bu zıtlık, karışıklık yaratsa da bu, sevgi ve aklın gerçek bir senteze ulaştığı yüksek tekâmül seviyesine giden yol üzerindeki zorunlu bir sathadır. Üçüncü sevgi tipinde, sevgi ve akıl arasındaki bu sentez gerçekleştirilmiştir. Bunun sonucu olarak, hem sevgi, hem akıl dönüşüme uğrayarak, yeni bir şuur seviyesinin ortaya çıkmasına imkan verir. Normal insan şuuruyla mukayese edildiğinde, bunu süper-şuur şeklinde tanımlayabiliriz.

Sevgide Nitelik Farkları

İnsani sevgi sayısız arzulara sahip olan ego-şuuru çerçevesinde tezahür eder. Sevgi bu unsurlarla rerkten renge girer. Bir kaleydoskopta nasıl küçük renk parçacıklarının türlü kombinasyonlarıyla rengârenk desenler görülüyorsa, sevgide de çeşitli psişik unsurların kombinasyonuyla pek çok nitelik farklılıkları görülür. Farklı çiçeklerde nasıl sonsuz renk tonları mevcutsa, insani sevgide de çeşitli nüanslar vardır.

Sevginin Düşük Seviyeli Tezahürü

Tutkunluk, nefsaniyet, hırs, öfke ve kıskançlık gibi birçok engelleyici unsurlarla kuşatılmıştır. Bir bakıma bu engelleyici unsurlar bile düşük seviyeli sevginin tezahürleri ya da kaçınılmaz yan sonuçlarıdır. Tutkunluk, nefsaniyet ve hırsa, sevginin yoldan çıkmış ve seviyesi alçalmış tezahürleri gözüyle bakılabilir. Tutkunlukta kişi, duyusal bir objeye bağlı hale gelmiştir, nefsaniyet içindeki kişi ise o objeye ilişkin duyumları şiddetle arzulamaktadır ve nihayet hırsa kapılmış kişi de o objeye sahip olma isteğiyle yanıp tutuşmaktadır. Düşük seviyeli sevginin bu üç şeklinden biri olan hırsta, sevgi objesinin kendisinden uzaklaşıp, onu elde etme araçlarına yönelme söz konusudur. Böyle kişiler, şiddetle arzuladıkları farklı objelere sahip olmalarına vasıtalık edebilecek para, güç ya da şöhret gibi şeylerin hırsı içindedirler. Öfke ve kıskançlık ise, sevginin bu düşük seviyeli, şekilleri engellediği ya da engellenme tehdidiyle karşılaşıldığı zaman ortaya çıkar.

 Ergün ARIKDAL

Views: 154

Comment

You need to be a member of Love Peace and Harmony to add comments!

Join Love Peace and Harmony

Comment by Eylem Filiz Beyo on July 7, 2015 at 1:40pm

Comment by DERYA KİP on June 30, 2015 at 9:26pm

Comment by David Dogan Beyo on June 28, 2015 at 9:20pm

 

Badge

Loading…

About

 

Locations of visitors to this page

Hit Counter

 

Online Users

© 2017   Created by David Dogan Beyo.   Powered by

Badges  |  Report an Issue  |  Terms of Service